Ankara’nın gri binalarının ardındaki o en renkli, en samimi ve yer yer en sert dokusunu odağına alan bu yapım; bir şehri sadece coğrafi bir mekan olarak değil, kendine has bir raconu, dili ve eğlence kültürü olan devasa bir organizma olarak inceliyor. Başkent kimliğinin ağırbaşlılığı ile pavyon kültürünün ışıltılı kederi, Ankaragücü tribünlerinin tutkusu ile ODTÜ’nün entelektüel duruşu arasındaki o keskin ama bir o kadar doğal geçişleri anlatıyor.